Yazarlar
Yılmaz Güney Bile Para Etmiyor!
Şimdikiler Film mi?
Yücel Çakmaklı’yı Anarken…
Dikkat! Bu Film Pür Dikkat İzlenmeli!

Film Gibi
Zor Filmlerin Mimarı: Zeki Ökten
Anlattığı bizden insanların öyküleridir. Bu toplumsal güldürülerle ağırdan ağıra bir yol alsa da bir gün hedefi 12'den vuracaktır. İşte ‘Sürü’ hedefe atılan ilk yaman kurşundur.
Anket
Sinemacılarla yapılan açılım toplantısı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Çok yararlı olacak
Yararlı olabilir
Muhatap alınması olumluydu
Oy almaya yönelikti
Gereksizdi

Sine-Kitap
Belki Şehre Bir Film Gelir

Suat Köçer, ‘Belki Şehre Bir Film Gelir’ isimli yeni kitabıyla okurlarının karşısına çıktı. Köçer, son on yılın Türk filmlerine dair eleştirilere yer verdiği kitabında ilginç tespitlerde bulunuyor.
Ana Sayfa > > Film-Kritik
Mutlu Hayaller Ülkesi

Deniz İlgin
d.ilgin@gmail.com
Ev, iş, araba, sevgili de anlam bulmaya çalışanların aksine eksik bir şeyler daha vardır ki bu da duygu yitimidir. Böylelikle kahramanımız, izlediği dramın ta kendisi olur.
 
 
Bu yazı 1103 defa okunmuştur.

Her şey sizin için ayarlandı.

Biletiniz alındı. Eviniz kiralandı. Çalışacağınız iş seçildi. Her şey hazır sizi bekliyor. Peki, gider misiniz? Tek yapmanız gereken otobüse binip kapısında ‘hoş geldin’ yazan mutlu hayaller ülkesine gitmek.

Jens Lien yönettiği, ‘Den Brysomme Mannen /Uyumsuz Adam’ isimli film bu sorulara cevap vermek açısından izlenmeye değer. Film, bir metro istasyonunda birbirini yercesine şiddetle öpüşen çiftin görüntüleri ile başlıyor. Metro istasyonu önemli, zira filmin ilerleyen kısımlarında bu mekânla tekrar karşılaşırız. Öpüşmeyle açılan sahne, daha kaba bir tabirle üremeye odaklanır ki bu andan sonra kahramanımız doğar. Kolay ve anlaşılır değildir bu ülkeye giden yol, uzun süren bir yolculuk sonunda, terk edilmiş ıssız bir mekândan yeşil, ekili arazilere, sonrasında ise dökülmüş beton blokların şehrine giriş yaparız. Bu haliyle bir zaman tünelinde geçmiş oluruz ki, bu da bizi zaman içinde bir ilk halden tutup bugüne getiren bir gösterge olarak okunabilir.

Filmde mutsuzluğa, uyumsuzluğa dair ilk işaret bir intihar sahnesidir. Bütün işlerin rutine oturtulduğu sisteme dair ilk eleştiriyle de böylece karşılaşmış oluruz. Akabinde bir başka soru gönderilir kurulu mekanizmaya; içki içtiği barın tuvaletinde geçen diyaloglar, adamın hayıflanması, kahramanımızın merakını cezp eder. Ne içtiği içkiden ne de yediği yemekten tat ya da haz alamayan kahramanımız hissizlik olarak gördüğü bu durumu daha yakından anlamak için parmağını keser. Buradaki kendini kesme eylemi tamamıyla acıya, ‘haz’a yöneliktir, mazoşisttir. Şehrin kuralları vardır. Temel kuralı ise ‘merak etmemesi’ gerektiğidir. Öyle ki kendisinin de geldiği otobüsü takip ederken aniden kaybolan otobüs sınırları çizilmiş olanın ötesine geçmemesi gerektiğini söyler. Bu durum sadece ıssız bir arazide aniden kaybolan otobüsle sınırlı kalmaz. Kural dışı gelen müziğe eğildiği anda, kurgulanmış olanın dışında giriştiği edimleri ceza mekanizmasını (güvenliği-polisi) derhal çalıştırır.

Film ilerledikçe asıl eleştirilerden biri daha anlam kazanır. Sinema salonunda izlenen bir dram filmidir ve tek ağlayansa kahramanımızdır. Ev, iş, araba, sevgili de anlam bulmaya çalışanların aksine eksik bir şeyler daha vardır ki bu da duygu yitimidir. Böylelikle kahramanımız, izlediği dramın ta kendisi olur.

Filmin bundan sonraki kısmı daha önce bahsettiğim, filmin açılış sahnesi olan metro istasyonundan akmaya başlar. Bu andan sonra film çok katmanlı okumaya son derece elverişlidir. Gelen trenin önüne atlayarak giriştiği eylem intihar olarak algılansa da, mağaradan ışığa doğru ağır aksak çıkış rahimden atılmaya ait bir göstergedir. Film boyunca karakterin yüzünde taşıdığı varlık sıkıntısıyla bütünleşen melankoli metronun karanlık dehlizinin açıldığı ışığa, dünyaya doğsa da bu andan itibaren izleyeceği yol müziğe, rahme doğrudur.

Bu noktadan sonra filmde psikanalize dayalı olarak yapılacak bir okuma, çözümleme yerinde olacak. Şöyle ki; ‘Ucunda delik olan bir oda var elimizde. Odaya bu delikten bir ok duhul ediyor ve odanın içinde saklanmakta olan adamı öldürüyor.’ Bülent Somay’ın ‘Tarihin Bilinçdışı’ adılı kitabında mercek altına almış olduğu polisiye türüne dair yapmış olduğu psikanalitik okuma, babanın bu çok gizli (buna mahrem diyelim) delikten içe doğru girişi, rahim içinde saklanmakta olan çocuğu tehdit ederken, biz benzeri bir sahneyle Jens Lien’nin yönettiği ‘Den Brysomme Mannen’ adlı filminde karşılaşırız.

Bir bodrum katının duvarında kadın cinsel organının primitif tasviri görülür. Duvardaki primitif tasvirden yani delikten (Somay’ın da bahsettiği ‘pek fark edilmeyen bir delik’tir bu) sızan müzik dinleyicisini kendine, içine doğru çekerken ‘mutlu hayaller ülkesinin’ mutsuz insanı bu deliğe, rahme dönmek ister. Fakat Somay’ın da belirttiği bu saklanış onu kurtarmaya yetmez. Filmde ölüm için girişilen çaba sonuçsuz kalır ya da edilgenleştirilerek sonuçsuz bırakılır. Doğmuş bulunma halini sonlandırma girişimiyle gerilim yükselir. Bu gerilime sebebiyet veren ise ‘delik’ten sızan sirendir (müzik). Odyssesus anlatısında bahsi geçen ‘siren çağrısı’ Freud’un çalışmalarında ölüme dair bir yaklaşımdır. Filmde bir sahneyle iki defa karşılaşırız, ilki filmin açılış sahnesi olan ilk bakışta bir intihar girişimi olarak algıladığımız sahne, aslında kahramanın doğumu. İkincisi ise rahimden atılışın ayrıntılı ifadesidir. Bu sahnenin filmin iki farklı yerinde verilmiş olması son derece anlamlıdır. Zira doğumla başlayan sancılı doğrulma, iki ayaküstünde yürüme ile rahme geri dönüşü daha açık hale getirir. Doğum öncesine dönüşün arzusu olarak karşımıza çıkan mağara, rahmi temsil eder. Ve iki önemli yerde karşımıza çıkar. Biri metro tüneli olarak, diğeri ise kahramanın duvarda açtığı delik olarak. Somay’ın ‘daha eski bir duruma dönüş’ dediği, filmde ise intihar sahnesinden sonra görünen mağara metaforu bir ilk halin, insan için ışığa dış dünyaya ilk hareketin izlenimlerini verirken kahramanın elinde bir balyozla duvarda açtığı küçük mağaraysa döneceği rahmin temsilidir. Tünelden çıkış ile sirene yani rahme yürüyüş ardı sıra gelen öyle sahnelerdir ki; bu iki sahnede doğum ve ölümü (mağara ya da rahimden çıkış, doğmak ile sese, kendi mağarasına yani rahme yönelme fiillerini) bütün açıklığı ile psikanalizden okuruz.



  Yorumlar
Bu yazıya şu ana kadar hiç yorum yapılmamış.
Tüm Hakları Saklıdır. Portal Yazılımı A.Fatih UYLAŞ