Büyük bütçeli Hollywood yapımlarının büyük reklam çalışması olur. Milyonlarca doları bir filme yatıran film yapımcıları, en kötü ihtimal gişede filmin kendini amorti etmesini bekler. DVD, TV ve aksesuar satışlarından ekstra kazanç elde etmeye çalışırlar. Sinekten yağ çıkarmayı büyük ustalıkla başaran Amerikalılar (Bunların çoğu Yahudi’dir) elbette büyük yatırım yaptıkları Avatar’dan da büyük kazanç beklediler ve beklediklerini fazlasıyla elde ettiler. Filmde seçilen konu her yöne çekilebileceği için normal zamanlarda sinemayla ilgili yazı yazmayan yazarlar bile bu filme köşelerinde değindiler.
Zaman gazetesi yazarı Nedim Hazar’ın bu filmin 3D (3 boyutlu) izlenmesi yönündeki önerisine katılıyorum. Bu tercihinizi yaparken IMAX’i seçmek cebinize tuzlu gelebilir ama izlemeye değer. (Filmde ara verilmediği için ihtiyaçlarınızı giderdiğinizden emin olun.)
100 küsur yılık sinema tarihinde atılımları gerçekleştiren yönetmenlerden biri olarak kabul gören James Cameron, Avatar için çok uğraşmış. Bu filmle sinemada yeni bir çağın başlayacağı yadsınamaz bir gerçek. Maliyetinin yüksek olması nedeniyle yapımcılarının para yatırmaktan kaçındığı 3D filmlerini önümüzdeki yıllarda daha çok izleyeceğiz. Üstelik sadece sinemalarda değil evimizdeki TV ve bilgisayarlarımızda da.
Avatar, görsellik açısından sinema tarihinde şu an için tek. Ancak senaryo, oyunculuk ve diğer unsurları irdelemeye başladığımızda geçmişte izlediğimiz bazı filmlerden çok farklı olmadığını düşündürüyor.
Avatar’ı izledikten sonra aklıma iki film geldi. Bunlardan birisi 1990 yapımı Kevin Costner imzalı Kurtlarla Dans Eden Adam (Dance With Wolwes), diğeri 1995 yapımı animasyon Pocahontas.
Terrence Malick’in yönetmen koltuğunda oturduğu 2005 yapımı Yeni Dünya’nın da (The New World) bu filmlerle benzerliği gözden kaçmıyor. Teknoloji ve bilim açısından gelişmiş ama insanlığını unutup para karşılığı ruhunu şeytana satmış kötü uluslar (başka bir deyişle emperyalistler) bakir ve oldukça iyi kazanç sağlayacak yeni yerler bulunca hedeflerine ulaşıncaya kadar durmazlar. Bu filmlerin konusu aslında bizim dünyamızın bir parçası.
Beni bu yazıyı yazmaya zorlayan şey, Avatar’ın İslamiyet tarihinde ve Kuran’da geçen Fil Vakası olarak bilinen olayla bağdaştırılması. Benzerliklerin olduğu söylenebilir. Fakat bu benzerlikler o kadar da fazla değil. Öncelikle filmde bir din felsefesi aranacaksa bunun İslamiyet değil Budizm olduğu söylenebilir. Filmdeki esas oğlan Jake’in ruhlar ağacından yardım istedikten sonra esas kız Neytiri’nin, tanrılarının taraf tutmayacağı sadece dengeyi koruyacağına dair söylediği sözler Budizm kökenlidir. Tüm ümitlerin tükendiği anda uçan yaratıkların istilacıları perişan etmesi Ebabil kuşlarının Ebrehe’nin ordusunu yok etmesine benzetiliyor. Burada gözden kaçan sadece kuşların değil tüm yaratıkların istilacılara karşı Navi halkıyla savaştığı. Başta da dediğim gibi bu film her yöne çekilebilir.
Örneğin Jake ruhlar ağacıyla konuştuğunda, insanların kendi dünyasındaki tüm doğal yaşamı yok ettiğini ve yeşil diye bir şeyin kalmadığını söylüyor. Dünya gündemini en çok meşgul eden konulardan biri küresel ısınma ve doğal yaşamın bozulması. Buradan yola çıkarak James Cameron’un çevreci bir film çektiği yorumu da yapılabilir.
Dikkatlerden kaçan bir diğer nokta da Pandora’lıların geliştirdiği inanış ve felsefe İslamiyet’ten çok Budizm’e yakın olması. Çoğu Amerikalının doğuştan terörist olarak gördüğü biz Müslümanların inançlarının bu kadar büyük bütçeli bir yapımda yüceltilmesi olası değil.
Filmdeki Albay (General değil) kana susamış olarak tanımlanabilir lakin paraya susamış olarak tanımlanamaz. O Albay, yatırımcıların daha çok para kazanmasını sağlayacak bir araç. Amerika Bush’ların başlattığı savaşlara karşı çıkan pek çok grup var. Yönetmenin de bu düşünceye sahip olması muhtemel. Filmdeki Albay’ın Bush olduğunu kabul etsek bile orada bize anlatılmak istenilen gösterilenden farklı.
Amerikalılar bu dünyadaki en pişkin insanlar belki de. Dünyada her hangi bir yerde çıkarları doğrultusunda katliam yapıp sonra da özür dilerken utanıp sıkılmayan tek millet. (Elbette başkaları da olabilir ama en iyi Amerikalılar yapıyor bu işi) Dolaylı yoldan bu filmle Iraklılardan, Afganistanlılardan ve Kızılderililerden özür diliyorlar. Özür dilerken de filmi izleyenlerin kafasına “Bizim içimizde paraya ve kana susamış insanlar olabilir ama bizim içimizde sizin gibi insanlar da var. Onlar ellerinden geleni yapıyor ama başaramıyorlar.” mesajını sokuyor. Tabi filmlerde bu başarılabilir. Kısacası ‘biz bir halt ettik ama sor bak niye ettik’ demeye getiriyorlar.
Tüm zamanların en iyi ve en gerçekçi bilim kurgu filmi olduğu görüşüne katılmıyorum. Avatar, başarılı bir yapım. Ama asla Star Wars, 2001: A Space Odyssey, Alien, Blade Runner, Terminator v.b. gibi saymakla bitiremeyeceğim filmlerle boy ölçüşemez. Görsel şov olarak mükemmel bir yapım fakat tablonun bütününe baktığınızda abartıldığı kadar iyi bir film olduğunu söyleyemeyiz.