Geçenlerde herkes televizyonlardan İran ile yapılan nükleer sorunsal ile ilgili anlaşmanın yankılarını izlemiştir sanırım. Batı'nın tek derdi İran'ın nükleer silah yapması ve bunu kullanması. Ya da başka dertleri de vardır kim bilir. Ama şu açık ki dünyanın her yerinde her türlü değer, nesne, şey, madde... adına nederseniz deyin kadından daha değerli. Batı nükleer silahtan duyduğu korkuyu endişeyi, kadınlara yapılan zulmün boyutlarının dünyayı aşmasından da duysaydı belki Soraya (Süreyya) taşlanmazdı. Batı derken kendimizi de kasdediyorum.
Orada bir İran var uzakta, gidp görmesek de. Hep medyadan, yazılan yazılardan, idam olaylarından, taşlanan kadınlardan, başörtü sorunundan tanıyoruz İran'ı. Orada bir sorun var, bir yara var, bir şeyler var içimizi kanıtan acıtan, ama kimse ses çıkarmıyor. Çıkaran bir kaç kişi de sesi yanlış yerden çıkardığı için ya çok tepki alıyor ya da kıymeti olmuyor. Hepimizce malum İran İslami rejimle yöneltildiği iddia edilen bir ülke. İddia edilen diyorum çünkü yine hepimizce malumdur ki İran'ın uyguladığı kurallar, kendi köklü geleneklerinin ve kurallarının harmanlanmasından oluşan Şia menşeeli kurallar. Ben de dahil çoğu kimse orada uygulananların İslam'la uzaktan yakından alakası olmadığını biliyoruz. Mesela örnek vererek gidersek, İslam'da muta denilen nikah çeşidi yasaktır, ama İran bunu en yaygın uygulayan ülkelerden biri. Muta nikahı fahişeliği ve fuhuşu bir tür meşrulaştırma çeşididir. Ve İran'da bu İslam adına yapılıyor. Diğer bir husus, başörtü sorunu. İslam'da herkes biliyor ki zorlama yoktur bu yüzden kimse kimsenin başını zorla örttüremez. Bu öncelikle kadın sonrasında insan hakkına yapılmış bir saldırıdır. Yani direk kul hakkına giriyor ve Allah'ın bana o günahla gelmeyin dediği tek şey kul hakkı. Yani kişi sizi affedinceye kadar Allah affetmiyor. Bu da İran'da İslam adına uygulanan sadece erkeklerin egemenliğini katmerleştiren çarpık uygulamalardan biri.
Gelelim Soraya'yı Taşlamak adlı filminde geçen taşlama meselesine. Kuran'da bazı cezalar sadece caydırıcı yönüyle vardır ve bunlar hiç bir zaman uygulanmaz, hırsızların elinin kesilmesi, zina yapanların sopalanması gibi. Hz. Muhammed (sav) döneminde bir kadın, geliyor ve peygambere zina yaptığını itiraf ediyor, O'da git evine tövbeni et ve bunu hiç bir yerde dillendirme diyor. Dikkatinizi çekerim bunu İslam'ın peygamberi diyor. Kuran'da zinaya cezasının şartlarından biridir, dört şahidin gözüyle görmesi ve bu şahitlerin sözlerinin kesinlikle güvenilir olması ve onların olayı gördüklerinin belgelerle kanıtlanması gibi daha bir çok kademesi vardır. Ve bu ceza recm değil zina yapan erkek ve kadına yüz sopa (bazı tefsirlerde daha hafif bir alet olarak tanımlanır) vurulmasıdır. Bu da Nisa suresinde apaçık belirtilmiştir. Ama gelin görünkü geleneksel katı bir anlayışın ürünü olan uygulamanın İran'daki yaratıcıları, Kuran'daki ayetlerin eksik olduğunu, aslında recm ayetinin var olduğunu fakat Hz Ayşe'nin evinde o ayetin keçiler tarafından yenildiği gibi uydurma bir şeye dayandırırlar yaptıklarını. Ama Kuran'ın buna da bir sözü vardır:
"Neyiniz var sizin, nasıl hüküm veriyorsunuz? Yoksa sizin bir kitabınız var da ondan ders mi görüyorsunuz? Onda keyfinize uyan herşeyi rahatça buluyorsunuz. " (Kalem Suresi 36-37-38)
Şimdi soruyorum Soraya'yı kim taşlıyor? İslam mı, yoksa dünyanın heryerinde hükmünü süren ve kadın denildiğinde korkudan ne yapacağını bilemeyen erkek egemen zihniyet mi?
Gelelim filme. Filmde, Süreyya adlı bir kadının kocası, 19 yaşındaki bir kızla evlenmek ister. Ancak iki ev geçindiremeyeceği için Süreyya'dan boşanmak ister. Fakat Süreyya kızlarının geçimi ve geleceği için kocasından boşanmak istemez, kocası eve bakmadığı için de karısı ölmüş bir adamın evine gündeliğe gider, para karşılığında. Üstelik bu köyün ileri gelenlerinde uygun görülen bir geçim yoludur. Fakat gün gelir Süreyya'nın kocasın aklına şeytan bir fikir gelir. Süreyya ölürse hem nafaka vermekten kurtulacak, hem de diğer kızla da rahatlıkla evlenecektir. Bunun da en kolay yolu Süreyya'ya iftira atmaktır. Süreyya evine gündeliğe giden adamla birlikte olmuştur sözde ve şimdi cezasını çekmelidir. Herşey kitabına uydurulur (onların kitabı, Kuran değil tabi), yalancı şahitler sağlanır ve Süreyya inanılmaz acılar içinde recm edilir. Bu gerçek ertesi gün yolu köye düşen bir Fransız yazar tarafından ortaya çıkarılacaktır. Çünkü Süreyya'nın teyzesi Zehra tüm gerçeği biliyordur. Film gerçeklere sadık kalınarak, çok etkileyici bir üslupla çekilmiş ancak gelin görün ki bunu yazan ve yapanlar "recm aslında Kuran'da geçen bir ayet değildir" demekten kaçınmışlar. Bilmiyorlar diyebilirsiniz ama ben bilmediklerine inanmıyorum. Çünkü bu filmin bir diğer önemli göndermesi de aslında ABD ile İran arasındaki siyasi savaşatır. ABD'nin sözünü bir türlü dinlemeyen İran'ı bu şekilde recm eden ABD film endüstrisi, görevini başarıyla yerine getiriyor. Üstelik en büyük şehirlerinde şu reklam panosu yer alıyor " Iran makes a killing everyday we wait", tüm dünyada yaptıkları katliamlara rağmen bunu vicdanlarını temizlemek adına rahatlıka söyleyebiliyorlar...
Fazla söze ne hacet...
Sinemayla kalın...