Uzun bir aradan sonra herkese merhaba diyorum. Öncelikle bir süredir yurt dışında olduğum için yazamadığımdan dolayı okuyucularımdan özür dileyerek taze taze, yepyeni bir filmden bahsetmek istiyorum. Fragmanı beni çok etkilemişti. Uzun süredir ele alınmasını beklediğim konulardan biriydi. Ve sonunda birileri bunu ele aldı çok ümitlendim. Ancak konu Büşra’daki gibi bıçak sırtı bir konuydu ve tarafsız davranılıp davranılmadığı hakkında kuşkularım vardı. Filme bu kuşkularla gittim, fakat filmin sonunda tüm kuşkularım yerini hayranlığa bıraktı.
Film, ele adlığı konuyla sarsıcı, tarafsızlığı ve başarılı anladım diliyle uzun süre akıllarda kalacak yapıtlardan biri bana göre. Herkesin bilir, bir zamanlar din adına toplanan paraların ‘J…pa’ şirketleri ya da şirket gibi görünen kişiler tarafından nasıl iç edildiğini, masum inan insanların nasıl sömürüldüğünü ve binlerce hayata nasıl kıyıldığını herkes bilir. Aynı zamanlarda Türkiye’de yaşanan 28 Şubat dönemini ve nelere mal olduğunu da herkes iyi bilir. İşte o dönemleri günümüz penceresinden bakarak anlatan bir film ‘Takiyye, Allah’ın Yolunda’. Almanya’da tutunarak çalışarak var olmaya çabasında olan dinine bağlı bir aile üzerinden ele alınan hikâye ulusal boyuta taşınırken, ‘takiyye’nin sadece din alanında değil, siyasi alanda da nasıl yapıldığını oldukça ince ve ustalıklı bir dille perdeye yansıtıyor film.
Metin, dinine bağlı her vakit camiye giden ve oraya gelen Jimpa adlı firmanın temsilcisinin sözlerine kulak verip herkes gibi parasını oraya kaptıran biri. Jimpa adlı firma ‘İslam ve Allah’ adına topladığı paraları iç edip Almanya’dan tüydükten sonra Metin, işin altını kazımaya başlıyor. Ancak eşi ve kayın pederi bu olaydan nasibini alıyor ve ırkçı Almanların yaptığı bir bomba eylemi gibi gösterilen bir saldırıda hayatlarını kaybediyorlar. Metin bunun üzerine daha çok kinleniyor ve intikam yemini ediyor. Onu başından beri uyaran, inançla falan da alakası olmayan abisi ise Metin’in hayatını kökleri terör örgütlerine kadar giden firma adı altında iş yapan insanlardan kurtarmak istiyor. Olaylar bu yönde ilerlerken, Almanya’nın gizli servisi, Mit, ve bir ordu mensubunun yaptığı iş birliği ve paslaşmaları yaşanan gerçekleri bir kez daha yüzümüze vuruyor. Bir yandan firmanın kökü kazınırken diğer yandan bu tür olaylardan nemalanan ordu mensupları 28 Şubat sürecine giriyor, Mit ve Alman ajanları da kendilerine düşen hisselerden paylarını alıyorlar. Yani anlıyorsunuz ki bu sadece inanan Müslümanları kandırmak için kurulan bir şirketin olayı değil, ülkelerde derinlerde iş yapan ve her durumdan kendisine pay çıkarıp ülkeye ‘darbe’ vurmak isteyenlerin de olayı. Ateşi yakılan bir fitil, nerelere kadar uzanıyor ve kimler nasıl yanıyor şahit oluyoruz hep birlikte.
Metin ise başına gelenlerden dolayı dini suçluyor ve dinden vazgeçiyor. Bu noktada ben kendi adıma ürktüm, neticede firmalar kadar Müslümanlar da suçlu bu noktada. Çünkü İslam insana düşünmeyi uyanık olmayı emrediyor. Bu yüzden birçok ayetin sonunda ‘düşünmez misiniz, akıl etmez misiniz’ diye uyarılarda bulunuyor. Buna rağmen bile bile bazen de çıkarları uğruna kanan insanlara ne demeli bilmiyorum. Zaten Metin’e de bir şey diyemiyorsunuz. İsyanı ve içindeki ateşi onu farklı bir kimliğe bürüse de sonunda sorunun din de değil, dini söz de uygulayan ya da kullananlarda olduğunu anlıyor ve kaybettiği inancını, inançsız abisinin de desteği ile geri kazanıyor. Film bu noktada bizim beyaz perdede alışık olduğumuz ‘muhafazakârları karalama’ kampanyasının yanından bile geçmiyor. Fragmanından öyle bir izlenim edindiyseniz hiç tereddüt etmenize gerek yok. Senarist ve yönetmen gayet aklı başında bir iş çıkarmış. Her karakter kendi doğallığı içerisinde süreçleri yaşıyor ve olması gerektiği yerde duruyor. Suçlular cezasını buluyor mu? Bu dünyada adaletin yerini tam olarak bulduğunu görmedim henüz diyerek buraya bir virgül koyuyorum.
Filmin müzikleri ver her sahnenin ince ince işlenişi, aynı titizlikle karakterlerin oyunculuğu, yönetmenin başarılı çekimleri gerçekten görülmeye değer unsurlardan biri. Fakat Rutkay Aziz’in teyatral oyunculuğundan vazgeçmemesi zaman zaman sizi ‘offff’ durumlarına sokabiliyor. Eh buna da katlanırsınız artık. Herkesin merak ettiği konulardan biri de Fahriye Evcen yapabilmiş mi? Evet gayet başarılı buldum Evcen’i. Beklediğimin üzerinde bir performans ile naif rolünün hakkını vermiş. Keza Ali Sürmeli alışık olduğumuz çizgisinin dışına çıkıp kayda değer bir performans sergilemiş.
Sonuç olarak film izlenmesi ve izlenirken not düşülmesi gereken bir film. Biraz klişe bir söz olacak ama yapımda ve perdeye aktarımda emeği geçen herkese teşekkür ediyorum…
Sinema ve sevgiyle kalın…
E.N: Anayasanın haklı olarak değiştirilme girişimlerinin olduğu şu günlerde, 1 Mayıs için de dua edelim, ülkemiz kargaşasız atlatsın bu günleri. Daha özgür daha mutlu bir toplum olma dileği ile…