Merhaba sevgili okurlarım.
Bugün bir filmden değil daha çok, kadın okuyucularımla sohbet havasında geçecek bir meseleden bahsetmek istiyorum. Biliyorum başlık biraz magazinsel oldu ama eminim bir çocuğunun ilgisini çekecek. Çekmeyenlerde okuyunca ilgilendiklerini fark edecekler. Bugün kendimden pek emin konuşuyorum öyle değil mi? Eee bazı sırları ve formülleri çözmüş biri olarak bırakın da emin olmanın keyfini yaşayayım.
Evvela, meselemiz 14 Şubat ya da batının tabiriyle Happy Valentines Day değil sevgili okuyucularım. Aslında konumuza nereden geldiğimi söyleyince pek şaşıracaksınız. Daha fazla uzatmayıp sadede gelelim, meseleyi konuşup gidelim. Şimdi mesele şu ki, kendileri gösterime gireli hemen hemen epeyce oldu o yüzden gösterimde midir değil midir şuan bilemiyorum. Ama benim birincisini tesadüfen izlediğim ikincisine de bilinçli olarak gittiğim, bittiğinde nerede benim vampirim diye etrafıma bakındığım bir film var ki, sormayın gitsin. Siz sormayın efendim ben söylüyorum zaten. Hasılı Twilight New Moon filminden bahsediyorum. Dünyadaki birçok genç kızın kalbini çalan Edward’dan ve nefretini kazanan Bella’dan bahsediyorum.
Evvela şu çözümlemeyi yapmak lazım. Edward neden bizim hayallerimizi süsleyen bir vampir olup çıkıverdi meydane?
Benim kuşağımdan bahsedecek olursak, çoğumuzun Kül Kedisi masallarıyla büyüdüğü bir gerçek. Ve bu masalların psikolojik sağlımız üzerinde nasıl bir Syndrella Kompleksi oluşturduğu da malum. Biz kadınlar doğar büyür gelişir ve bir gün bir prensin bizi, içinde bulunmaktan memnun olmadığımız durumdan kurtarmasını bekleriz. Sırf o prens uğruna yanlış ilişkiler kurar, yanlış evlilikler yaparız. Bir de bakarız ki birileri bize “welcome to the real world” demektedir. Bu yüzden olacak ki, filmin kitabının yazarı Stephenie Meyer yeni bir Kül Kedisi hikâyesi yazarak yeni doğan bebeleri de bu umutsuz bekleyişten mahrum bırakmak istememiş. Böylelikle beyaz atlı prensi bir vampir olarak kurgulayıp, onu beklemenin Godot’u beklemekten farksız olmadığını bize de göstermiş. Hadi bakalım bekleyin gelecek mi şu atından hiç inmeyen prensimiz pardon vampirimiz? Size ilginç bir cevap vereyim mi? Gelecek… Gecelek…! Ama önce sizin Bela gibi şuursuz bir kız olmanız gerekiyor. İşte burası işin en önemli kısmı. Size 14 Şubat’a kadar prensini bulacağınızı garanti ediyorum. Nasıl mı?
Evvela bırakın efendim, şu entelektüel ve güçlü kadın imajını. Aklınızdan ve zekânızdan tamamen sıyrılın. Hatta sıyırın. Tabi tabi sıyırın. Birkaç zamandır gözünüze kestirdiğiniz, güçlü bir yapıya sahip, romantik, koruyucu, zeki, akıllı, entelektüel, sanatçı ruhlu damat adayınıza (böyle biri de var mı bilemiyorum artık) ona ne kadar muhtaç olduğunuzu, bir kavanoz kapağını bile açmaktan aciz olduğunuzu gösterin. Hatta çözülen ayakkabı bağlarınızı yanlış bağlayıp bir de gözü önünde düşün, onun size el vermesi için yalvaran gözlerle bakın. Onunla beraber merdivenden inerken, merdiven lambasının sönme süresini inme sürenize göre ayarlayın ve en kritik basamakta sönen lambadan istifade ederek “elimi tutar mısın ben karanlıktan çok korkuyorum” deyin. Son kata indikten sonra onun gözünüzde nasıl bir kahramana dönüştüğünü hissettirin. Onun yanında olduğunuz zamanlar varsa mesela eğer iş arkadaşınızsa bir sakarlık yapıp ağlayın. Hatta zımbayı kâğıda değil parmağınıza basın. Sonra kanayan parmağınızı göstererek, masum ve ağlak bir suratla “paper cut” deyin pardon Bela’nın lafıydı. Siz şey deyin; “ay zımba parmağıma battı”. Sonra da ağlayın azcık ve bundan sonra küçük işlerinizi ona yaptırarak onu hayatınızdaki her problemi çözen bir superman moduna sokun. Adam size tabi ki aşık olmaya başlayacak. İşte bu safhada tıpkı Bela gibi, sensiz nefes alamıyorum diyerek ona bir oksijen tüpü kadar hayati önem verdiğinizi hissettirin.
Şimdi tüm bunları yaptıktan sonra eğer hala 14 Şubat’a yalnız girerseniz ben size talihsizsiniz ya da bir psikologa görünün derim. Bu arada psikolog demişken, uzman psikolog arkadaşım Hilal Adak, sitedeki okuyucularıma %30 indirim yapacak. Gittiğinizde benim ismimi vermeniz yeterli. Bu konuyu Hilal’le de konuştuğumuz için aklıma geldi birden. Yazıvereyim dedim. Bu konuda da epeyce bir ciddiyim. Numarası ve adresi aşağıdaki gibidir. Benden şimdilik bu kadar… Siz sağ ben selamet…
Sinemayla kalın.
Psikolog Hilal Adak
Kocadede Mah. Hafızpaşa sok.
Fatih apt. No: 58 Fatih.
Tel: 0212 531 95 32