Yazarlar
Yılmaz Güney Bile Para Etmiyor!
Şimdikiler Film mi?
Yücel Çakmaklı’yı Anarken…
Dikkat! Bu Film Pür Dikkat İzlenmeli!

Film Gibi
Zor Filmlerin Mimarı: Zeki Ökten
Anlattığı bizden insanların öyküleridir. Bu toplumsal güldürülerle ağırdan ağıra bir yol alsa da bir gün hedefi 12'den vuracaktır. İşte ‘Sürü’ hedefe atılan ilk yaman kurşundur.
Anket
Sinemacılarla yapılan açılım toplantısı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Çok yararlı olacak
Yararlı olabilir
Muhatap alınması olumluydu
Oy almaya yönelikti
Gereksizdi

Sine-Kitap
Belki Şehre Bir Film Gelir

Suat Köçer, ‘Belki Şehre Bir Film Gelir’ isimli yeni kitabıyla okurlarının karşısına çıktı. Köçer, son on yılın Türk filmlerine dair eleştirilere yer verdiği kitabında ilginç tespitlerde bulunuyor.
Ana Sayfa > > Betül Dündar
2012’de Bize Her Yer Amerika
Betül Dündar
telestirmen@hotmail.com
 
 
Bu yazı 337 defa okunmuştur.

Üç gün boyunca sinemanın kapısına gidip, bilet bulamayıp geri dönme maceralarım 2012’yi izleyebilmemle sona erdi nihayet. Lafı fazla uzatmadan bir cümle söyleyeceğim; resmen sükutu hayale uğramış bulunuyorum.

Hollywood artık yerinde saymaya ya da kendini tekrarlamaya başladı. Hepinizin de bildiği gibi son elli yıldır Amerika’yı işgal eden uzaylılar ya da başka güçlerin konu edildiği filmler yapılıp duruluyor. Ve yine hepinizin de bildiği gibi, Amerika dünya siyasetinde her hangi bir değişiklik yapmadan önce (yani bir yerleri bombalamadan, savaş başlatmadan, ya da kendi İkiz Kuleler’ini yıkmadan v.s önce) mutlaka bir film yapar. Öncelikli amacı, dünya arenasında yapacağı şeyleri görsel bir şekilde süsleyip dünya insanlarına sunarak bilinçaltında bir kabul oluşturmaktır. Zaten bunu yıllardır yapıyorlar, alışmış olmamız gerekiyor öyle değil mi? Eh bu filme bambaşka hayallerle gitmek de benim safdilliğim olsa gerek. 

Filmin fragmanlarından anladık ki ortada bir kıyamet olayı var ve bu müthiş görsel efektlerle verilmiş durumda. Belki de bu görselliğine kanıp gittik diye düşünüyorum. Zira filmin senaryosu gelmiş geçmiş tüm Amerikan filmlerinin klişelerini içinde barındırıyor ve  sözüm ona en hüzünlü sahnelerde bile size “ya ben bu sahneyi bir yerden hatırlıyorum” dedirtip sinir bozucu bir şekilde sizi gülümsetiyor.

Filmde, 2009 yılında Hindistan’daki bir bilim adamının keşfi sayesinde dünya liderleri kıyamet dedikleri büyük felaketi öğreniyorlar ve öğrenir öğrenmez de önce tarihi eserleri kurtarma derdine düşüyorlar. Tabi bu arada araya çıkarlar ve hırslar giriyor. Birileri bazı diplomatları ortadan kaldırıyor. Hem de tam da Prenses Diane’nin öldürüldüğü tünelde. Hasılı 2012 yılı geliyor ve yer yerinden oynuyor. Jonh Cusack filmde all American bir super hero olarak Jackson adındaki karakteri canlandırıyor. Kendisi çok okunan bir yazar olmamakla beraber yazmaya adadığı ömrü yüzünden karısı tarafından terk edilmiş. Kadıncağız iki çocuğunu da alarak başka bir adamla evlenmiş. Gördüğünüz gibi şekil A örnek 1 tam bir Amerikan aile klişesi. Boşanmış bir eş, anne baba arasında kalmış çocuklar, ve zaman zaman boşandığı kocasını özleyen ama bir türlü arkadaş olarak bile kalamayan bir kadın. Neyse bu bizim süper kahramanız Jackson büyük bir mücadele vererek ailesini kıyametten korumaya çalışıyor. Niyeyse tüm felaketleri yara almadan atlatıyor. Amerikan başkanı bile ölüyor ama bizim Jackson ölmüyor. Şans ondan yana. Yani filmin ön hikayesini parçalanmış bir ailenin tekrar bir araya gelme meselesi oluşturuyor. Ve içinde birçok “öööğğğ” dedirtecek klişeyi barındırıyor. Ama esas önemli nokta bu kadar sıradan bir hikaye ile Hollywood’un vermek isteği siyasi mesaj.

Gelelim siyasi mesajlara. Kızılca kıyamet kopuyor, yer yerinden oynuyor. Tüm dünya liderleri (ama siz bakmayın tüm dediğime sadece Amerika, İtalya, Rusya, Fransa, Almanya, Çin, Japonya ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden oluşuyor bu tüüüm dünya liderleri) bir araya geliyorlar ve dünya insanlarını nasıl kurtaracaklarını düşünüyorlar. Tabi herkes kendi halkının derdinde. Fakat şöyle bir sorun var. Kapitalist sistemde sizi kıyametten bile koruyacak tek gücün para olması ve cebinizde kişi başı 1 milyon euro olması lazım. Yani para var, huzur var. Peki bu kişi başı 1 milyon euro ne işe yarayacak. Tabi ki yıllardır çalışmaları süren devasa gemilere bineceksiniz. Peki tüm insanların kurtuluş ümidi olan gemileri sizce hangi ülke yapıyor? Japonya ya da Rusya dediğinizi duyar gibiyim. Malesef hayır. O gemileri Çin’in ta kendisi yapıyor. Ve liderler bu gemileri görünce aynen şu sözü söylüyorlar “bu işi Çin’den başkası yapamazdı”. Hadi alın size yenidünya siyasetinin başrolü olan ülke… Çin’in gelecekte Amerika’yı geride bırakıp dünyanın yeni süper gücü olacağı ihtimallerini siz de okumuşsunuzdur netten ya da gazetenizden. Evet Çin’e bu büyük görev veriliyor filmde hem de daha şimdiden. Tüm dünya ülkelerinin zenginleri Çin’de bir araya gelip gemilere bin bir zorluklarla biniyorlar. Bir sürü Titanic kıvamındaki ajitasyon sahneleri de cabası. Üstelik Nuh peygamber kıssasından da amatör olarak bir çok trük aldıkları(arakladıkları) da aşikar. Bu da “ıyyyyyk” dedirtiyor size filmi izlerken. Çin’in konumunu hallettikten sonra diğer ülkelere bakıyoruz. Bir kere Fransa’nın önemli adamlarını öldürerek, İtalya’nın da mabetlerini yıkarak onları bir çırpıda eliyorlar. Hindistan’a ne mi yapıyorlar. Tabi ki onları ölüme terk ediyorlar. Önce bilimsel olarak sömürüyorlar sonra da booom!. Milyonlarca insan bir anda suların altında kalıyor. Bu da size hiç yabancı gelmedi değil mi, son yıllarda Hindistan’da yaşanan bilimsel gelişmeleri ve öldürülen bazı önemli bilim adamlarını hatırlıyorsunuzdur muhakkak. Demek 2012’de de onları büyük bir felaket bekliyor.

Peki Rusya’ya ne oluyor. Zengin bir Rus aile temsil ediyor ülkeyi. Baba denen adam iğrenç ötesi bir herif var meydanda. Ama ortada 12 yaşlarında ikiz çocuk var. Üstelik dadıları ve yardımcıları olan Rus elemanlar da mevta olmuş durumda. Bu durumda ne yapıyorlar Rusya’yı o iğrenç heriflerden arındırıyor ve genç beyinleri alarak bir güzellik yapmış oluyorlar. Geri kalan ülkeler de paraları sayesinde birkaç bin insanını  kurtarmayı başarıyor. Ve “tüm dünya insanları birleşmeli felakete karşı savaşmalı derken” sadece bu G8 ülkelerinden bahsetmelerini hazmedemiyorsunuz. Gözünüz de Tayyip Erdoğan’ı aramıyor değil hani. Gemilerin kapasitesi doldup birçok insan dışarıda kaldığında “Bizim başkan olsa daha da Çin’e gelmem bu gemiye de binmem, benim için 2012 bitmiştir” derdi diye de bir espri geçiyor içinizden.

Hasılı adamlar önümüzdeki yüzyılda dünyanın dengesinin nasıl değişeceğini bir güzel anlatıyorlar filmde. Ve filmin sonunda bütün kıtalar bir araya geliyor Amerika kıtasının tıpatıpı olan bir şekil alıyor. Yani anlıyorsunuz ki 2012’e bize her yer Amerika olacak. Pardon bize değil, onlara, yani parası olanlara. Küreselleşmenin en somut halini de görmüyor değilsiniz filmde. Ama bu Amerika’ya doğru yol alan bir küreselleşme. Tek bir küre, tek bir ülke ve yaşasın AMERİKA!!! Yine kurtardılar dünyayı, yine o engin şefkatlerini göstererek dışarıda kalan bazı insanları da aldılar. Yine yaptılar yapacaklarını. Gözlerim nasıl yaşardı bir bilseniz, nasıl duygulandım. Fakat şu zenci Amerikan başkanına acıdım yahu. Obama için acaba ölüm mü planladılar. Adamın üzerine Beyaz Saray civarındaki taşı gerçekten yıkarlar mı dersiniz? Yıkarlar mı yıkarlar, hiç belli olmaz. Adamlar kendi İkiz Kuleler’ini yıktılar ya sahi…

Aman bize ne canım, karışmayalım elin siyasetine, biz çok şükür cola içiyoruz, hamdolsun Mcdonalds’larımız var da aç kalmıyoruz. Yaaa bu Amerika, ne düşünceli bir ülke. Dostlar ben iyisi mi şu filmi bir kez daha izleyeyim. Bir kez daha minnet duyguları ile gözyaşlarına boğulayım…

Siz iyisi mi sinemayla kalın…



  Yorumlar
Bu yazıya şu ana kadar hiç yorum yapılmamış.
Tüm Hakları Saklıdır. Portal Yazılımı A.Fatih UYLAŞ