Yazarlar
Yılmaz Güney Bile Para Etmiyor!
Şimdikiler Film mi?
Yücel Çakmaklı’yı Anarken…
Dikkat! Bu Film Pür Dikkat İzlenmeli!

Film Gibi
Zor Filmlerin Mimarı: Zeki Ökten
Anlattığı bizden insanların öyküleridir. Bu toplumsal güldürülerle ağırdan ağıra bir yol alsa da bir gün hedefi 12'den vuracaktır. İşte ‘Sürü’ hedefe atılan ilk yaman kurşundur.
Anket
Sinemacılarla yapılan açılım toplantısı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Çok yararlı olacak
Yararlı olabilir
Muhatap alınması olumluydu
Oy almaya yönelikti
Gereksizdi

Sine-Kitap
Belki Şehre Bir Film Gelir

Suat Köçer, ‘Belki Şehre Bir Film Gelir’ isimli yeni kitabıyla okurlarının karşısına çıktı. Köçer, son on yılın Türk filmlerine dair eleştirilere yer verdiği kitabında ilginç tespitlerde bulunuyor.
Ana Sayfa > > Betül Dündar
Dizi Müziklerindeki Sihir
Betül Dündar
telestirmen@hotmail.com
 
 
Bu yazı 308 defa okunmuştur.

Dizilerin, bir furya gibi hayatımızı esir almasından sonra elbette ki her alanda olduğu gibi dizi müzikleri alanında da gelişmeler yaşandı. Diziler, yavaş yavaş müzikleriyle adından söz ettirmeye başlamıştır. Hepiniz Süper Baba’nın müziklerini gayet iyi hatırlarsınız. Hatta daha da geriye giderek, bir zamanlar TRT de yayınlanan Bizim Ev’in müziklerinin ne kadar etkileyici olduğuna hak verirsiniz. Son 10 yıldır dizi müzikleri diziler kadar etkileyici hatta onların önüne geçti diyebiliriz. Zerda, Bir İstanbul Masalı, Asmalı Konak gibi dizilerin müzikleri hala müzik marketlerin kıyısında köşesinde bulunmakta. Ve hala dinlediğinizde zihninizin derinliklerindeki anılar canlanmaktadır eminim. Garip bir sihir var sanki içlerinde, sizce de öyle değil mi?

Birkaç yıl öncesinde Menekşe ile Halil diye bir dizi izlemiştim. Diziden çok müzikleri çekmişti dikkatimi. Sonra müziklerini birkaç yerden bulup dinlemeye başlamıştım. Hemen bestecisinin kim olduğunu merak edip araştırdığımda Toygar Işıklı diye bir isimle karşılaşmıştım. Kim olduğunu biraz daha araştırınca müzik konusundaki profesyonelliği dikkatimi cezbetmişti. Hali hazırda Yaprak Dökümü, Aşk’ı Memnu ve Ezel’in müziklerini de yapıyor. Herkes dizi mantığına ne kadar mesafeli olduğumu ve dizileri ne kadar eleştirdiğimi bilir. Ama öyle bir şey vardır ki hani yiğidi öldür hakkını ver derler, işte bu noktada dizilerin dışında tutarak Toygar Işıklı’nın başarısını gözden kaçırmamak istiyorum. Son birkaç gündür nette dinliyorum müziklerini. Kendisinin bildiğim kadarıyla bir kızı ve çok mutlu bir yuvası var. Bu mutluluğun ve samimiyetin içinden geçerek bu kadar başarılı müzikler yapması kaçınılmaz diye düşünüyorum. Hem müzik alanında belir entelektüel çizgisi olup hem de bizim çerez olarak nitelediğimiz ve tabi ki birçok noktadan eleştirdiğimiz dizilere müzik yapması benim açımdan bir çelişki olsa da, onun sinema için de müzik yapmasını gerçekten çok isterim.  Mesela son zamanlarda izlediğim ve gerçekten çok sevdiğim bir film var 500 DAYS OF SUMMER. Aldığı ödüllerini hak eden, modern insanın çelişkili ve tutarsız hallerini aşk üzerinden veren oldukça başarılı bir film. İzlerken aklıma gelmedi değil inanın, bu gibi Hollywood filmleri için bizimkiler müzik yapsa hani nasıl olur diye. Ya da kendi filmlerimiz için yapsalar sanatların konuştursalar… Birkaç film dışında Türk sinemasında adından müzikleriyle söz ettiren film sayısı çok az. Hala Breave Heart, Gladiator, Last Samurai’nin film müziklerini, Hans Zımmer’den ya da Dario Marianelli’yi gözlerimiz kapalı hayallere dalarak dinleriz. Bizim film müziklerimiz de bu şekilde dinlense tüm dünya insanları tarafından, Toygar Işıklı ya da bir başka isim bu konuda bir şeyler yapsa diyorum. Acaba biri sesimi duyar mı buradan?

Bu arada geçen yazımın altında kopan fırtınalar için de birkaç kelam etmek istiyorum. Öncelikle Bilal Kurt adlı sevgili okuyucum, Merve ve diğer arkadaşla baya bir laf çatışması yaşadığını görüyorum. Ama bence bunlara gerek yoktu. Boşuna birbirinizi kırmışsınız. Dört gündür hasta yatağımdan çıkamamanın verdiği acı ile sağlığın ve hayatın ne kadar önemli olduğunu anlamış biri olarak diyorum ki, sağlıktan ötesi boş… Gerisi hikâye…

Beni sevenlere de sevmeyenlere de yazılarımı dikkate alıp okudukları için teşekkür ediyorum. Ama şunu belirtmeliyim ki gerçekten ben bir Ekşi Sözlük özürlüsüyüm. Hiçbir zaman siteye girip ne yazıldığına bakmıyorum ki benim ilgimi çeken bir site değil kendisi. Ama bundan sonra bir kez olsun göz atacağımdan emin olabilirsiniz.

Bahsi geçen “el ense muhabbeti”ne vereceğim cevap ise şu olacaktır sayın okuyucum, diziler hakkında ne kadar entelektüel bir yazı yazabilirim ki, ya da yazsam da kim anlayacak? Hangi dizi müdavimi açıp bakacak ne yazdığıma? Hani dizi diyoruz, akşamları insanları rahatlatan günlük stresten alıp uzaklaştıran el ense muhabbeti diliyle yazılmış şeyler çoğu biliyoruz. Hal böyleyken bu konu üzerine akademik bir dil kullanmanın gereği nedir dostlar?

Varın biraz da siz düşünün…

Sinemayla kalın…



  Yorumlar
Bu yazıya şu ana kadar hiç yorum yapılmamış.
Tüm Hakları Saklıdır. Portal Yazılımı A.Fatih UYLAŞ