Önbilgi
Hindistan ve Hong Kong sineması, hiç göze batmaksızın, on yıllar boyunca Holywood / ABD sineması kadar film yaptı ve global düzeyde yaygın seyirci topladı. Önceleri banal sayıldılar (ki Benjamin bu olgudan 40 yıl önce, konuyu gayet açık seçik açımlamıştı) ama biraz da çokkültürlülük takınağı nedeniyle, 1990’larda artık göze çarpar oldular. Şerh: Her ikisi de Marksist estetiğin gerçekçiliğinin 3. Dünya’yı asla kapsamadığının en önemli kanıtıdır.
AB sinemasını da hesaba katınca bu 4’ü, 2 batı ve 2 doğu olarak, makro-makro bir sinemasal konjonktür oluşturuyor. Konunun batı ayağı taa sinemanın başından beridir tartışılıyor ama her iki tarafta da (Doğu'da da, Batı'da da) konunun doğu ayağının kuramsal önemi (bu ikisine kuramsallık pek atfedilmediğinden dolayı) görmezden geliniyordu.
Yazar, biyografisinde bilfiil Kuzey-Güney ve Doğu-Batı diyalektiklerini, reel ve kompleks poliyalektiğini ve iyalektiğini yaşamış ve düşünmüş biri olarak, bu konuda bazı sözler sarf edecek.
Aynılıklar
•Asya makro-makroluğu (uygarlık orada başladı)
•Kitlesellikte Hollywood ile yarışma ve hala onu geçme
•Afrika’da fazladan seyirci (Afrika her daim anti-Yanki idi ama Liberya tarihteki ilk anti-Yanki siyah ülke olarak, 21. Yüzyıl’ın başında ABD’ye kucak açarak, ilk Yanki siyah anti-tez oldu, bu konu ileride Afrika’nın başını ağrıtacak)
•Yönetmenlerinin 2000 sonrası Hollywood’a geçme çabaları (‘Hollywood-Bollywood’ filmi bir sentezleme olabilirdi ama harman bile olamadı)
Karşıtlıklar
•Gösterim ucuzluğu (Hindistan en ucuz ülke)
•Dövüşe karşı aşk (ama Hong Kong filmlerinin hemen hepsinde aşk var ama başka biçimde)
•Müziğe karşı müziksizlik (ama ikisi de danssal, bu ilginç bir kıvraklık / kültürel helis)
•Sinemasal teknik (Hong Kong çok üstün)
Diyalektik: Çatışmalar ve/ya Sentez
•Kesinlikle, birbirlerinin sinemasal süresel (belki 1.000 filmliğine ki bu sürede sessiz-siyah beyazdan sesli-renkliye geçilirdi) dayanmalarını ayırsamaksızın uzattılar. Burada Hindistan daha makro iken, mikro Hong Kong’un alaşımlayıcı azınlığı oldu. Bu da kültürel terslikler üzerine önemli bir kayıt-olgu.
•Sevgi-nefret sentezi (informatik-kognitif olmayabilen) = bilgi. Sinemanın salt duygusallığı için geçerli ama duygudan düşünceye evrimi için geçersiz / işlevsiz bir durum.
•Değişim ve sabit kalma (belki Hindistan’ın Zoa’sı Hong Kong’a bir alternatif yaratabilirdi ama tarihsel koşullar izin vermedi)
•Asya sineması (henüz ortada yok ama süreçler potansiyeli imliyor ve kanıtlıyor, örneğin Güney Kore kısa bir depar attı).
Tersine Diyalektik
•Birbirlerinden 15-20 yıl daha uzakta kalmaları gerekli, sonrasında ayırtsızlık gelecek. Diğer bir deyişle yavaş yavaş filmler birbirine benzemeye başladı. Örnekse: ‘Zamanın Külleri’ndeki (Kar Wai Wong) ve ‘Kahraman’daki (Yimu Zang, 2002) yeniden öyküleme zaten taa ‘Raşomon’da (Kurosawa, 1950) vardı.
•Hindistan-Çin (gerçek) savaşı ilginç bir durum yaratırdı ve sinemasal sonuçları olurdu ki 60 yıldır barış anlaşması imzalamadılar ve sınır ihtilafları var. Bu negatif-tersine diyalektiğin düz diyalektik gibi görünmesi olarak tanımlanmalı.
•Hristiyan Hong Konglu yönetmenlerin Budist, Hindu veya Müslüman olması seçenekleri ama dönüşüm sürecinin güncellenmesi de gerekirdi.
•Pakistanlı-Hindistanlı-Hong Konglu bir üç kişilik yönetmen ekip tarafından çekilmiş bir film.
Artvektörler
Sinema gibi, tümüyle Batı’ya tekellenebilen bir sanat dalında, kesinlikle Asyatik tarihsel bilinç olamadan (veya buna karşı ayırtsız iken), yalnızca 10 yıl gibi kısa bir zaman diliminde, birçok başyapıt üretebilen bu diyalektik, pekâlâ bir anda sönebilir veya sinema tarihini kasıp kavuran bir fetih yangınına dönüşebilir. Her zaman olduğunca yönetmenler, ne yapacağını asla 10 yıl önceden bilemiyor (burada 1 filmi 10 yıl sonra çekmeyi planlamak kastedilmiyor, yaşamının varoluş aksisini on yıllar ölçeğinde bükmek kastediliyor). Bu durumda belirsizliğe açık kapı bırakıyor ve henüz doğmamışlara sinemasal bir gelecek boşluğunu gönül rahatlığıyla teslim ediyoruz.