Camlı büfesinde kalabalık yapan ve toz tutan 15 Oscar ve dokuz Altın Küre’yle Martin Scorsese, Amerikan sinemasının tartışmasız devlerinden biri. Taksi Şoförü/Taxi Driver’dan Kızgın Boğa/Raging Bull’a, Sıkı Dostlar/GoodFellas’dan New York Çeteleri/New York Gangs’e ve ona En İyi Film ile sonunda En İyi Yönetmen Oscar’ını kazandıran Köstebek/The Departed’a kadar başarısına başarı, ününe ün katan pek çok film çeken Scorsese gangsterleri, polisleri, meleksi sarışınları, dışlanmışları ve her daim kaybedenleri filmlerinden eksik etmedi hiç.
Çoğuna göre en saygın yönetmen oydu: Spielberg’den daha gerçekçi, Coppola’dan daha mantıklı, Peter Jackson, James Cameron veya George Lucas’tan daha olgundu. 2007 yılında Total Film dergisinin yaptığı ankette Alfred Hitchcock’tan sonra gelmiş geçmiş ikinci büyük yönetmen seçilmesinin sebebi de işte buydu. Hal böyle olunca, Scorsese’nin uzun süredir beklenen filmi Zindan Adası/Shutter Island hakkında sinemaseverlerin beklentileri büyüdükçe büyüdü. Film, bu ayın sonuna doğru Berlin Film Festivali’nde galasını yapacak. Gizemli Nehir/ Mystic River’ın da yazarı olan Dennis Lehane’in romanından beyazperdeye uyarlanan yapım, dördüncü kez Scorsese’yle birlikte çalışan Leonardo di Caprio, Sir Ben Kingsley, Max Von Sydow ve Emily Mortimer’ı başrollerde buluşturuyor.
Bu durumda filmin Berlin’de coşkulu eleştiriler ve bol alkış alacağını düşünebiliriz öyle değil mi? Belki... Zira Zindan Adası, sınırlı sayıda sinema eleştirmeninin izlediği öngösteriminde hayal kırıklığı yarattı. Film, M. Night Shyamalan’ın Köy/The Village filminden sonra en şaşırtıcı sona sahip olsa da, 1950’lerin film klişelerinin tamamını içeriyor. Karakterlerinde alışıldık Scorsese derinliğini bulundurmayan film, yönetmenin hayranlarında istenen tadı bırakmayacak gibi.