21 Temmuz 2010 tarihinde saat 23.30 sularında ofisimden çıkarak bir şeyler yemek için aşağıya indim. Kimlik kontrolü yapılıyordu bende kimliğimi verdim. Polisler kimliğimi isterken çok kaba davrandılar. Ben de bana iyi davranılmasını istedim. Ağır küfürlere maruz kaldım. Bir süre sonra da Malatya nüfusuna kayıtlı olduğum için hakarete uğradım.
Resmi üniformalı polis bana, önce çok ağır küfürler etti ve ardından kimliğimdeki Malatya ibaresine parmağını koyarak “sen bizim için potansiyel suçlusun “ dedi.
Ben hemen durumu 155 polis imdat hattına bildirerek yardım almak istedim fakat küfürlerin ve tehditlerin dozajı daha da arttı.
Bu ırkçı ve ayrımcı uygulama karşında, maruz kaldığım psikolojik işkencede hukuki haklarımı aramak ve yaşadığım bu vahim durumu sizlerle paylaşmak için huzurlarınızda bulunuyorum. Öncelikle beni yalnız bırakmadığınız için hepinize teşekkür ediyorum.
Böylesi bir vakıayı kamuoyuyla paylaşmamızın nihai amacı şu an çok hassas bir sürecin içerisinde bulunmamıza karşın, özellikle kolluk güçlerinin çalışmalarında kişilik haklarına saygı göstermesi gerektiği halde bunun tam zıddı bir tutum içinde olmalarının kabul edilemez bir vaziyet olduğunu açıklama gereğidir.
Ülkemizdeki ayrımcı politikaların son bulması adına, milletin temsilcilerinin ve kamuoyunun gayretlerine karşın, halklar arasındaki bütünleştirici süreci içselleştirememiş kişilerin toplum adına görev alması, halkların kardeşliğini zedelemektedir. Bilindiği üzere özellikle polis teşkilatı son yıllarda üniversite eğitimi almış kişileri kendi bünyesinde ikame etmektedir. Buna rağmen bu tarz ayrımcı davranışlara maruz kalışım gösteriyor ki sadece üniversite mezunu polis teşkilatı mensuplarının varlığı yeterli değildir. Böylesi kişilerin eline bir polis kimliği ve beline bir silah vererek sadece toplumdaki maganda sayısının çoğalmasına katkı sağlamış olunuyor maalesef. Bunun içindir ki; ben kendi üzerime uygulanan bu ayırımcılığı deşifre ederek emniyet teşkilatının kendi bünyesine katacağı kişileri belirlerken demokrasi ve insan haklarını içselleştirmiş, bölge halklarının inançsal ve kültürel değerlerine vakıf bireylerden seçme gerekliliğinin elzem olduğuna dikkati çekmek istiyorum.
Hiçbir kimse güvenlik adına hukuku uygularken insan hukukunu göz ardı edemez. Dünyadaki bütün devletler ve hukuklar insanların özgürlüğü ve hakları için vardır. İnsan önce insan olduğu için değer görmelidir. Hiçbir insan etnik kimliğinden ve görünümünden ötürü kötü muameleye tabi tutulamaz. Eğer gerçekten kardeşlik ve birliktelik istiyorsak hukuku icra eden güçlerin toplumda var olan bütün insanlara karşı saygılı olması gerekmektedir. Devletin polisi karşılaştığı bireyi kendisinden aşağıda görerek değil o bireye en iyi şekilde hizmet ederek görevini yerine getirmesi gerektiğinin bilincinde olmalıdır. . Eğer devlet ve kurumlar ve bunları temsil edenler eşit yurttaşlığı göz ardı ederlerse kardeşliğin önündeki en önemli unsur kendileri olurlar.
Gözlerini aynı semada dünyaya açan gençlerimizin bu güne kadar henüz hayatlarının baharında toprağa girmesindeki temel nedenlerin başında devleti temsil edenlerin bu son saldırıda dışa vuran zihniyeti vardır. Biran evvel devlet bütün kurumlarıyla çoğulcu demokrasiyi, evrensel değerleri, insan merkezli bir hukuku inşa edip bu temel üzerine eğitim sistemini yenileyerek yepyeni bir Türkiye’nin kapılarını açmak zorundadır. Biz hiçbirimiz bu topraklara uzaydan gelmedik. Yüzyıllar boyu birlik ve beraberlik içerisinde yaşadık. Ne devletin uyguladığı ayırımcı politikalar ne de bu ayırımcı politikaları bahane ederek Kürt halkını temel değerlerinden uzaklaştıranlar kardeşliğimizi, inanç ve kader birliğimizi bozamayacaklardır. Türk ve Kürt halkları eşit ve özgür yurttaşlar haline gelinceye dek bu tarz ayırımcı uygulamaları deşifre etmekten çekinmeyeceğim. İnadına tam demokratik ve bağımsız bir Türkiye kurulana dek mücadelemden vazgeçmeyeceğim ve vazgeçmemeliyiz. Böylesi hain saldırılar beni bu düşüncelerimden alı koymayacaktır.
Umudum odur ki bu hain, akla ve mantığa sığdıramayacağımız saldırıyı gerçekleştiren kişiler derhal cezalandırılır ve böylesi durumlar bir daha gerçekleşmez. İçişleri bakanlığı gerekli incelemeleri derhal başlatmalıdır. Yaşadığım bu hain olaydan anlaşılan odur ki Türkiye’nin birçok yerinde böylesi olaylar her an yaşanıyor. Ve bu suçu işleyen memurlar da halen sokaklarda sereri mayın gibi geziyorlar. Çünkü saldırı gecesinin sabahına kadar karakolda uğraşmamıza rağmen olayın failleri hakkında herhangi bir işlem yaptıramadık. Eğer ki milleti yöneten siyasi irade bir takım şeyleri değiştirmek istediğini iddia ediyorsa neden bana saldıran failler hakkında işlem yapamadığımın hesabını bana vermek, yani buna müsaade etmeyen yetkililer hakkında da soruşturma başlatarak bu durumu izah etmek zorundadır.
Hiç kimse resmi kıyafeti ve silahı var diye bu ülkede ayrıcalıklı değildir. Karşılaştığı ve gayri insani davranışlarda bulunduğu vatandaş kendilerinden nazik olmaları gerektiğini söyleyince ona ağza alınmayacak küfürler ve onu tartaklama hakkına sahip olmamalıdır. Devlet böylesi durumlara pirim vermeyerek vatandaşına güven vermek zorundadır. Bu devletin varlık sebebidir.
Ben ilkokul sıralarından yaşadığım bu son olaya kadar Kürt kimliğimden ötürü defalarca böylesi durumlara maruz kaldım. Ama hiçbir zaman bunun için üzülmesi gereken ben değilim. Kürt ve Müslüman kimliğimle gurur duyuyorum. Ama çocuğumu böyle bir ülkeye ve böyle bir polise emanet etmek istemiyorum. Bu hain saldırıyı gerçekleştirenler bilmelidirler ki adalet, dürüstlük, kardeşlik ve hukuk bir gün mutlaka bütün bunlara inanan bireylerin onurlu direnişiyle galip gelecektir.
Hukuki bütün yolları kullanarak hakkımı arayacağım.
Beni bu haklı davamda yalnız bırakmayan ve hukuki mücadelemde yardımlarını esirgemeyen, telefon açtığım andan itibaren son derece hassasiyetle bana yol gösteren ve yardımcı olan İnsan hakları derneğine teşekkür ediyorum. Sinemacı olmam hasebiyle benimle mesleki dayanışma içerisinde bulunan Gezici Sinema Eğitim Derneği'ne ve temsilcileri değerli dostlarım Mustafa Vatansever ve Sedat doğan'a teşekkür ediyorum. Bu hain saldırıya maruz kaldığım dakikadan şu ana kadar yanımda olan Saadet Partisi İstanbul Gençlik Başkanlığına ve Başkan Yardımcısı İhsan Sorar Bey'e teşekkür ediyorum. Yine saldırının hemen ardından şimdiye kadar yanımda olan Yönetmen büyüğüm Mesut Uçakan'a teşekkür ederim.
Böylesi bir duruma gösterdiğiniz ilgiden dolayı basın mensupları ve salondaki aktivist dostlara da teşekkür ediyorum.